Entries Tagged as 'Soru-Cevap'

Yahudi veya Hristiyan Kadınlarlar Evlenilir Mi Sohbeti Dinle


“Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.”
* Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 66
“Kim bir iyiliğe aracılık yaparsa, iyiliğin sevabından ona pay vardır.”
* Nisâ sûresi (4), 85
Ebû Mûsâ el-Eş’arî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Mü’minin mü’mine karşı durumu, bir parçası diğer parçasını sımsıkı kenetleyip tutan binalar gibidir.”
Hz. Peygamber bunu açıklamak için, iki elinin parmaklarını birbiri arasına geçirerek kenetledi.
* Buhârî, Müslim, Tirmizî,

Fetullah Gülen Hoca Efendi Ekrana Mahkum Mefluç İradeler Seyret

Fetullah Gülen Hoca Efendi ,Fetullah Gülen Hoca Efendi sohbetleri,Fetullah Gülen Hoca Efendi sohbet,Fetullah Gülen Hoca Efendi konuşmaları

Soru: Günümüzde yediden yetmişe hemen herkes televizyon, sinema ve bilgisayar ekranına mahkum olmakla karşı karşıya bulunmaktadır. Yeni nesiller tarafından, spor, aktüalite ve hatta magazin de bir yönüyle hayatın vazgeçilmezleri arasında sayılmaktadır. İradelerin adeta felce uğradığı böyle bir dönemde mâlâyânî meşgalelerden uzak kalabilmemiz nelere bağlıdır?

kadınlar ev işlerini yapmak zorundadır

cübbeli hoca,ahmet mahmut ünlü hoca,fıkıh soruları,kadının evdeki hakları,karı koca ilişkisi,cübbeli hoca izle

Allah Mı Kankan Mı

Bir buçuk sene kadar bir zaman önce buradaki ilk yazımda en samimi iki dostumdan Allah için ayrıldığımı yazmıştım. Biri ateist, biri yobaz. Çünkü artık onlarla bir işim kalmamıştı, ayrı dünyaların insanlarıydık. Konuşacak bir şeyimiz de kalmamıştı. İkiyüzlülüğe mahal vermeden yollarımızı ayırmıştık.
Geçen zaman diliminde Allah karşıma hediye gibi insanlar çıkardı. Bunun böyle olacağını hiç tahmin etmemiştim. Pırlanta gibi insanlarla Allah’ın lütfu sayesinde tanıştım, kaynaştım. Yani onlarla tanışmam tamamen benim çabalarımın ürünü olmadı. Resmen Allah onları bana armağan etti. Hepsi aşırı kafa dengi çıktı. Hepsi birbirinden takvada. Hepsini çok seviyorum. Umarım bu arkadaşlık sonsuza kadar devam eder.
Nitekim, Hz. İbrahim de babası ve onun müşrik toplumundan uzaklaşınca Allah da ona İshak ve Yakub’u bağışlamıştı(meryem 49).
Allah razı olsun internet icat edildi de tahmin ettiğimizden fazla insanın gerçek din arayışı içerisinde olduğunu gördük. Önceden bu yola çok çok az kişinin baş koyduğunu düşünürdük. Artık önemli olan birbirimizi yemememiz, birbirimize üstünlük sağlamaya çalışmamamız. Efendi olalım, akıllı olalım, samimi olalım, af dileyelim, Allah’a yönelelim… İyilikten önce kötülüğü istemeyelim…
Sâlih dedi: “Ey toplumum! İyilikten önce kötülüğü istemede aceleniz niye? Merhamet görebilmeniz için Allah`tan af dileseniz olmaz mı? ”
Neml 46

Zemzem Nasıl içilir Video


ZEMZEM SUYUNDAKİ MUCİZE - dini videolar
Ulaşım imkânlarının bu kadar gelişmediği dönemlerde Müslümanlar hacca atla, deveyle veya yaya olarak gidiyorlardı. Bu da çok zahmetli ve meşakkatli bir yolculuk demekti.Günler, haftalar süren bir yolculuk, hac ziyaretiyle birlikte insanların üç dört ayını alıyordu. Bu sebeple böyle bir karar alıp hac için yola dökülenlere toplumda takdir dolu gözlerle bakılıyor ve onlara “hacı” unvanıyla farklı bir statü veriliyordu.
Bugün de uygulandığı gibi hacca gidecek insan, oraya özellikle kul haklarından arınmış bir şekilde tertemiz gidebilmek için tanıdık tanımadık herkesle helalleşip vedalaşırdı. (En doğrusu da budur.) Borcu varsa borçlarını da öder ve oraya üzerinde hiçbir hak olmadan giderdi. Bu gereklilikten dolayı insanlar, hacca giderken herkesi bu durumdan haberdar etmiş oluyorlardı. Onlar böyle helalleşip herkesi haccından haberdar ederken, geride kalanlar da onların bir an önce dönmelerini ve evlerinde ziyaret etmeyi planlarlardı. Hacı ziyaretine gitmek de önemli görevlerdendi çünkü. İşte hacca giden insanı en çok düşündüren hususlardan biri, bu ziyaretçilere oraya ait bir hatıra getirmek meselesiydi. Herkesin gidemediği o topraklardan en azından orayı hatırlatacak bir takke, tesbih, yüzük vs. getirmek âdettendi.
Şimdilerde hacı adayları, aylar süren yolculuklar yerine uçakla gidip birkaç haftada görevlerini ifa edip geliyorlar. Hediyelerini de, ekseriyet itibarıyla daha oralara gitmeden Türkiye’den alıyorlar. Eski dönemlerde “Haremeyn-i Şerifeyn hatırası” niyetiyle bin bir zahmetle oralardan getirilen takkeler, tesbihler, seccadeler, güzel kokular şimdi buralardan alınıyor. Maksat, oralardan bir hediye getirmekten ziyade, misafiri boş çevirmemek. Bir arkadaşım, annesine hac kurasının çıktığını söyleyince, maalesef annesinin ilk tepkisi “benim şimdi bir sürü alışveriş yapmam lazım” olmuş. Durum böyle olunca da aslında o hediyelerin pek bir anlamı kalmıyor.
İşin doğrusu haccın ruhuyla uzaktan yakından alakası olmayan, tamamen israfa ve tüketime dayalı bu hediye alışkanlığını kökten değiştirmek. Her ne kadar büyük kısmını buralardan almış olsalar da yakın akrabaya, eşe-dosta, torun torbaya getirilecek hediyeler için hacılarımız maalesef o kutsal beldelerde çarşı pazarda ömür tüketiyorlar. Mescid-i Nebevî’de Nebiler Sultanı’nın manevi atmosferinde ibadet ü taatle, zikirle, istiğfarla geçirecekleri vakitleri, dükkân dükkân gezip birkaç gün ömrü olan kalitesiz oyuncaklar, hiçbir esprisi kalmamış kadife, ipek kumaşlar ve pek çoğu sahte inciler arayarak heba ediyorlar. Bir grup Türk hacıyı bir arada kendisine doğru gelirken gören Medineli bir dükkân sahibinin Türkçe olarak “Aman ya Rabbi, Türkler geliyor!” diye sevinç çığlığı atması, durumu anlatmaya yetiyor. Maalesef bu hediye çılgınlığının hem zaman, hem para hem de emek israfı olmasının ötesinde hiçbir anlamı bulunmuyor. Ve ne yazık ki bu yara, aynı hızda kanamaya devam ediyor. Artık ne hacca gidenler gelirken neler getireceğinin telaşına düşmeli ne de burada hacı ziyaretine gidenler hediye adına bir beklentiye girmeli.
Kâinatın Güneşi’nin (sallallahu aleyhi ve sellem) mübarek ayağının değdiği o topraklarda yetişen birkaç hurma ile Hz. İbrahim’den bu yana milyarlarca insanın kana kana içtiği cennet suyu zemzemden birkaç yudum, oradan getirilebilecek en hoş hediyelerdendir. İllaki hediye getirilecekse bu ikisi yeter de artar bile.
Tabii hacının ikram ettiği zemzemin nasıl içileceği de ayrı bir tartışma konusu! Tavaftan sonra Makam-ı İbrahim’de iki rekât namaz kılıp ardından Kâbe’ye yönelerek ayakta birkaç yudum zemzem içmek sünnettir. Ama bu, belirttiğimiz gibi sadece tavaftan sonra sünnettir. Bunun dışında suyu her zaman oturarak içmek sünnete daha uygun bir davranıştır. Ancak niyet, zemzemin Kâbe’den gelişine hürmeten Kâbe’de içildiği gibi ayakta kıbleye yönelerek içmekse buna da bir şey diyemeyiz. Dolayısıyla ikram edilen zemzemi oturarak ya da ayakta içmek arasında bir fark yok.
Unutulmaması gereken önemli bir husus da zemzemin ne şekilde içildiğinden ziyade ne niyetle içildiğidir. Zira Efendimiz (aleyhi ekmelü’t-tehâyâ) “Zemzem suyu ne niyetle içilirse Allah, içene onu verir.” buyurmuşlardır. Zemzemi içerken Allah’tan iman, ihlas, samimiyet, istikamet, sadakat, ilim, iffet, haya, gönül zenginliği vs… istemek sünnete en muvafık olan davranıştır.
Aslında duaların kabul olunduğu en kutlu zaman diliminde, duaların kabul olunduğu en kutlu beldeye giden insanlardan istenecek ve beklenecek en güzel hediye, onların dualarında yer almaktır. Hacca uğurladığımız insanlardan Arafat’ta, Müzdelife’de, Mina’da, Kâbe’de, Ravza-i Tâhire’de insanlık için, İslam âlemi için, ülkemiz, milletimiz için dua etmelerini, dualarında bize de yer vermelerini, fırsat bulurlarsa İnsanlığın İftihar Tablosu Efendimiz Hz. Muhammed’e (aleyhi’s-salâtü ve’s-selam) selam ve hürmetlerimizi arz etmelerini talep etsek, hediye olarak bu bize yeter.

Livata ve zina

Livata ve zina yapan insan, tövbe edip bir daha bu fiili yapmazsa Allah (cc) bu kimseye rahmet eder mi? Bu soruyu şunun için soruyorum: Allahu Teâlâ livatanın habis (çirkin) bir iş olduğunu bildiriyor (Enbiya 74). Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki: “Livata yapan melundur”. (İ.Ahmed). “Hanımı ile livata eden melundur”. (Şir’a). “Bir erkeğin veya kadının dübüründen ilişkiye girene Allah rahmet etmez”. (Tirmizî)

Bu soruyu soran epeyce izleyicimizin olması, iyi şeylerin habercisi değil. Önce bunu tespit etmemiz ve böyle çirkin fiillerden Allah’a sığınmamız gerekir.

Livata: Lût kavminin yaptığı çirkin fiilin adıdır. Onlar normal cinsel ilişkiyi bırakarak, kendi hemcinsleriyle ters ilişkilere girmişlerdi. Bu yaptıklarını Kuran-ı Kerim takbîh ederek anlatır.

Bu çirkin fiil bu gün homoseksüellik, geylik, ibnelik diye bilinen cinsel sapıklıktır. Hz. Lût, kendi kavminin bu çirkinliklerine engel olamamıştı ve bunun sonucunda da onlar toptan Allah’ın gazabına uğrayarak helak olup gittiler. Bunun anlamı, aynı ahlaki çöküntünün bu gün için de aynı sonuçlara götüreceğidir. Günümüzde bazı kavimler bu fiili yapmalarına rağmen hala ayakta iseler, bunu da bu sapıklığın henüz ilahi gazabı çekecek dozda işlenmiş olmamasııyla açıklayabiliriz.

Sizin de işaret ettiğiniz gibi, Hz. Peygamber’in (sav) bu konuda pek çok hadisi şerifi vardır. Mesela o şöyle buyurmuştur: Ümmetim için en çok korktuğum şeylerden birisi, Lût kavminin yaptıklarını, yani livata yapmalarıdır”. “Bir insanın hanımına arkasından yaklaşması da küçük livatadır”. “Allah bir kadına ya da erkeğe arkasından yaklaşana rahmetle bakmaz”. Bu kadar kötü anlatılan bir fiilden elbette bütün Müslümanların iğrenmesi ve kaçınması gerekir. Ama Batı medeniyetinin meyvelerinden olan sınırsız bireysel özgürlükler, insanın arzuladığı her şeyi yapmak istemesi, mahremiyet sınırlarının tanınmaması, nefsin arzularının hayat ölçüsü, yani ilah kılınması maalesef bu filin ülkemizde de yaygınlaşmasına sebep olmaktadır. Böyle bir hastalığa yakalananlar da bun bir daha vazgeçememektedirler.

Böyle insanlar ne yapmaları gerektiğini bize soruyorlar. Sanırım bunun için alınacak en önemli tedbirlerin başında, bütün samimiyetiyle Allah’a sığınmak ve kendisini bu beladan kurtarması için gece gündüz dua etmek gelir. Sonra iradesini kullanıp, bundan vazgeçme kararlığında olduğunu göstermelidir. Evli değilse evlenmelidir. Arkadaş çevresini değiştirmelidir. Allah belki de bu sebeple bize: “sadık/dürüst insanlarla birlikte olun” diye buyurmaktadır. Gerekirse bulunduğu mekanını ve ilini dahi değiştirmelidir. Bu da bir hicrettir ve Efendimizin ifadeleriyle, aslında en önemli hicret, günah fiilleri terk edebilmektir. Bu hastalık için böyle bir hicrete değer. Hatta insan bunun için evini yurdunu ve işini terk etse yeridir.

Böyle bir günahın tövbesine gelince: Buna şu ayeti kerime ile cevap vermemiz güzel olur: “De ki, ey kendi aleyhlerine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları affeder. O çok bağışlayan ve çok merhamet edendir. Size azab gelip çatmadan ve artık yardım göremeyeceğiniz zaman gelmeden önce Rabbinize yönelin ve O’na boyun eğin” (Zümer 39/53-54).

Allah (cc) bütün günahları affederse elbette bunu da affeder. Yeter ki tövbe edilmiş olusun. Tövbe, dönmek demektir. Kişinin sonradan bulaştığı günahtan ve kötü durumdan, iyi ve günahsız olan aslına dönmesinin adıdır. Bu dönüşü yapması halinde tövbesinin kabul edileceği kesindir. Hatta kabul edilmeyeceğini düşünmek bile günahtır. Ama eğer kötü fiil tekrarlanıyorsa demek ki dönme henüz gerçekleşmemiştir. Ne zaman dönüşsüz bir vaz geçme olursa dönme, yani tövbe de o zaman gerçekleşmiş olacaktır. Öyleyse böyle olan insanların da Allah’ın rahmetinden ümit kesmeleri anlamsızdır, hatta günahtır. Yeter ki, böyle bir vazgeçmeyi/tövbeyi başarabilsinlerFaruk Beşer 

Aşık olmak günah mı

islam da aşk,islam ve sevmek,islam ve cinsellik,cinsellik nedir,aşık olmak caiz mi,kadın ve erkek ilişkileri,İslam da evlilik

Dinden dönen kişi öldürülür mü?

 İslam Hukuk Profesörü Hayrettin Karaman Yeni Şafak gazetesinde dünyayı aydınlatmaya devam ediyor. islam’a ve Müslümanlara atılan iftiraları düzeltiyor.İnsanları uyarıyor. işte hayrettin Karaman’ın bugün ki yazısı.

İslamifikir.com olarak hayrettin Karaman’ı tavsiye ediyoruz.

İran’da iki kadının Müslüman iken dönüp Hristiyan olmaları sebebiyle işkence gördükleri ve tekrar Müslüman olmazlarsa idam edilecekleri haberi dünyada dolaşıma sokuldu. Bunu gece gündüz yaymaya çalışanların bir kısmı iyi niyetli, böyle bir cinayeti önlemek istiyorlar. Bir kısmı ise iyi niyetli değil, İslam karşıtları, bu fırsatı da kullanarak İslam’ın imajını kirletmek, İslam’ı şiddet ve baskı dini olarak göstermek, insanların hak ve özgürlüklerini koruyabilmeleri için İslam’ın yayılmasını engellemeye çalışmaları gerektiğini vurgulamak istiyorlar.

Evet, fıkıh kitaplarının çoğunda, ilgili bölümleri açıp bakarsanız kadın olsun, erkek olsun dininden dönenlerin, sırf bu sebeple -yani din değiştirdikleri için- idam edilmeleri, işkence edilmeleri gerektiği hükmünü okursunuz.

Ama Kur’an-ı Kerim’i açıp okursanız böyle bir hüküm göremezsiniz. Hadislere baktığınızda da farklı rivayetlerin bulunduğunu, bunlar bir arada değerlendirilince dinden dönen kimsenin bu yüzden değil, Müslümanlara karşı savaşa karar verdiğinden dolayı cezalandırıldıklarını anlarsınız. Bu anlayışın bir tezahürü (güzel örneği) olarak İmam Ebû Hanîfe’yi zikredebilirim; o, dininden dönen kadının öldürülemeyeceğini, çünkü tabiat olarak kadının muharip (savaşçı) olmadığını savunuyor.

Serahsî el-Mebsût isimli eserinde (Siyer-Mürted bölümü) Ebû Hanîfe’nin bu yorumunu uzunca naklediyor. Hz. Peygamber’in savaşta kadınların öldürülmelerini yasakladığına dair hadisleri aktarıyor ve Peygamberimizin, savaşta öldürülen bir kadın için “Bu savaşmaz ki…” ifadesinden hareketle şu kesin ifadeye yer veriyor: Bu söz gösteriyor ki, dininden dönenin öldürülmesi -dinden dönme- eylemine değil, savaş açma karar ve eylemine bağlıdır, bu sebeple kadınlar öldürülemezler; çünkü onlar savaşmazlar.”

Her dinden dönen erkek de Müslümanlara karşı savaşma karar ve eylemi içinde olmadığına göre “dinden dönen kim olursa olsun, Müslümanlara karşı savaşmadıkça öldürülemez” hükmünü İslam’a ait göstermek daha doğru olacaktır. Bir dinin, hem “dinde zorlama yoktur” deyip hem de insanları Müslüman olmaları veya İslam’da kalmaları için zorlayacağı düşünülemez.

Bu yüzden İslam hakkında yazanlar ve konuşanlara şunu tavsiye ediyorum: “İslam’da şu şöyledir” demek yerine “Filan yoruma, mezhebe, tefsire, görüşe göre böyledir” diyelim.

Bu konuda geniş bilgi için bizim “Kur’an Yolu” isimli tefsirimize bakılabilir (Bakara: 2/256

Hayko Cepkin İlahisi Hakkında Konuştu İzle Video

Video

hisse senedi alıp satmak caiz mi borsa caiz mi borsanın dini hükmü

İslam Hukuk Profesörü Hayrettin Karaman cevaplıyor.

Bir çok Müslüman nasıl Müslümanca ticaret yapabileceğini düşünüyor.

Günümüzde para kazanmanın yolları çeşitlendi.

Dolayısıyla insanımızın aklına bazı sorular takılıyor.Bu soruları işin ehline sormak,işin ehlinden cevap olmak zorundayız.

Türkiye’de akla gelen ilk isimlerden biri Prof. Dr. hayrettin Karaman hoca, kendisine bir çok kişi hocaların hocası diyor.

Bu yüzden bizde Hayrettin Karamanın cevabını sizlere veriyoruz.

Çok daha ayrıntılı bilgi için hayrettinkaraman.net e bakınız.

Hisse Senetleri
Soru:
Selâmün Aleyküm,
Efendim, dince çok soru sormanın haram olduğunu biliyorum, ama bunlara cevap verecek ehliyette başka birini tanımıyorum; sorularım şöyle:

1) Değişik şirketlere ait hisse senetleri satın almıştım. Ancak, sonradan aklıma gelen şöyle bir nokta var: Aldığım senetlerden birisi (…) ye ait, orada içki satılmakta. Dolayısıyla, kârlarının bir kısmı buradan gelmekte. Bu şirketin senetlerini (”Günlük Hayatımızda Helâller ve Haramlar” Nesil Yayınları, 1991-kitabınızda belirttiğiniz üzere) sadece ticaret amacıyla olsa da satın almamak mı gerekir?

2) Benzeri bir şey sahip olduğum diğer senetler için de geçerli. Bunlar (…) Holding ve (…) Holding. Birincisinin iştiraklerinden bazılarında içki satmakta. Bunların da ticaretini yapmamalı mıyız?

3) Bu şirketlerin verdikleri temettüleri ne şekilde değerlendirmek gerekir? (Kitabınızda şirket gelirlerinin faizden hâsıl olan kısmını ayırıp, fakir fukaraya vermek gerekir deniliyor) Senetleri değerlendiğinde satmak amacıyla almışsak, elden çıkarmak için beklemenin bir zaman sınırı var mıdır? Yani bu senetlerden zararda olduğum için beklemek istiyorum, câiz midir, hemen satmalımıyım?

4)Vakıfbank Menkûl Kıymetler ile çalışıyorum. Senet alım veya satım işleminin gerçekleşmesinden iki gün sonra para transferi gerçekleşiyor. Bu iki gün zarfında aracı kurum parayı repoda veya fonda değerlendiriyor. Bu işlem külliyen mi gayri-câizdir, yoksa sadece elde edilen gelir (paranın beklediği iki günde elde edilen repo veya fon geliri) mi haramdır?

5) Kızımın (2.5 yaşında) dedesi, torunu için vâdeli offshore hesaba para yatırmış ve bir miktar faiz tahakkuk etmiş. Bu faiz haramdır sanırım, öyle ise kamuya geri dönecek bir amme mal veya hizmetine mi vermek gerekir, yoksa fakir fukaraya mı vermeliyiz?

Efendim, çok değerli vaktinizi aldım, kusura bakmayınız, ancak size duacı olacağım.

Hürmetlerimle…
(İmza mahfuzdur)

Cevap:
1-2. Dînimize göre soru sormanın hükmü, sorunun miktarına değil, soranın maksadına, sorunun yer, zaman ve içeriğine bağlıdır. Peygamberimiz (s.a.v.) vahiy inerken ve onu tebliğ ederken, detaylar ile ilgili soru sormayı men etmiştir; bunun gerekçesi, ümmete zor gelecek yükümlülüklere sebep olma ihtimâlidir. Kezâ bir faydası olmayan, kafa karıştırmaktan başka bir şeye yaramayan sorular hoş görülmemiştir. Bilmeye, öğrenmeye, uygulamaya yönelik sorular ise teşvik edilmiştir.
Hisse senedini aldığınız şirket veya şirketler gurubu, genel ve esas iş olarak ne yapıyor, ne üretiyor, ne alıp satıyor buna bakmak gerekir. Meselâ tekelin veya bankanın hisse senedini alırsanız, bu iki kurumdan birinin genel ve esas işi haram içki üretmek, diğerininki haram olan faizli işlemler yapmak olduğu için bu ve benzeri şirketlerin senetleri alınıp satılamaz.
Esas işi ve fiilen işlerinin kahir ekseriyeti meşrû ticaret ve üretim olan bir şirket, bazan faizli kredi alıyor veya parasını bankaya yatırıyorsa, kezâ sattığı ürünler arasında -bu ürünlerin küçük bir cüzünü, yüzdesini teşkil eden- içki vb. şeyler varsa müslümanlar, şirketin esas işini, iş ve işlemlerinin çoğunu göz önüne alarak bunun hisse senedini satın alabilirler. Onların niyeti, yapılan işin helâl kısmına iştirâk etmek, yalnızca bu kısma ortaklık olmalıdır. Bu böyle olmakla beraber, öncelikle tercih edilmesi gereken şirketler, az da olsa harama bulaşmayan şirketlerdir. Eğer böyleleri varsa, bunlar da güvenilir ve başarılı ise, onlara ortak olmak (hisse senetlerini bulup almak) mümkün ise diğerlerine gitmek câiz olmaktan çıkar.
3. Elinde bankaların, çoğunlukla haram iş, üretim ve işlem yapan şirketlerin hisse senedi veya bono ve tahvil olan müslümanların, hiç vakit kaybetmeden bunları satmaları gerekir. Senetler ve bonolar satılınca, alış fiatından aşağıya satılmış ise mesele yoktur, daha fazlaya satılmış olursa fazlanın yoksullara verilmesi gerekir. Ayrıca bu senetlerden bir temettû elde edilmiş olursa onların da yoksullara dağıtılması lâzımdır.
Genellikle işi helâl ve meşrû olan bir şirket, arada bir yaptığı faizli işlemden kâr sağlamış, bunu da temettû olarak ortaklarına dağıtmış ise, yalnızca bu haram temettû miktarının fakirlere verilmesi gerekir.
4. Aracı kurum olarak bankadan başkasını kullanmak mümkün ise bu tercih edilmelidir. Bankadan başka bu işi görecek güvenilir aracı kurum yoksa, banka vâsıtasıyla da, alınması câiz olan hisse senedi alınıp satılabilir. Banka senedi sattıktan ancak iki gün sonra bedelini sahibine ödüyor ve bu arada parayı faizcilikte değerlendiriyorsa, öncelikle buna mânî olmak gerekir, mânî olmak -mevzûât gereği- mümkün değilse yaptığı işin günahı bankaya ait olur, alacaklının parasını -iki günlüğüne- gasbetmiş sayılır. Bankalarda parası mecbûrî olarak bekleyen alacaklılar, paralarını bekleme faizi ile birlikte alırlarsa (yani bekletme sebebiyle faiz ödenmiş olursa) bu faizi yoksullara vermelidirler.
5. Offshore hesabından olsun başka hesaplardan olsun, mevduat sahibine ödenen faizlerin öncelikle bankalarda bırakılmayıp alınması gerekir. Alınan faizleri zarûrî ihtiyaç içinde olmayan mevduat sahibi yiyemez, kendi yararı için kullanamaz, mutlaka yoksullara dağıtması gerekir.

Haram para yoksullara dağıtılınce onlara helâl olur mu?
Paranın kendisi, şarap ve domuz gibi pis ve bundan dolayı haram değildir. Parayı haram kılan şey, onun elde edilme yoludur. Sermaye sahibi paradan faiz yoluyla haram para kazanınca bu kazanç, kendisine haram olur, ancak onu yoksullara bağışlayınca, yoksulun parayı elde etme yolu faizcilik, hırsızlık, gasp gibi gayr-i meşrû değil, bağışlama (hibe) şeklinde meşrû olduğu için onlara helâl olur. Faizden elde edilen kazancın yoksullara verilmesinin câiz ve helâl olduğu hükmü, “hakkın sahibine iade edilmesi” esasına göre de açıklanmıştır. Faizciliğin yasal olduğu ülkelerde, faizli kredi alarak üretim ve ticaret yapanlar, ürettikleri mala faizi de eklerler (üretim girdileri arasına faizi de sokarlar), sermayeli çalışmayan dar gelirliler ve emekleriyle geçinenler bu malı aldıklarında “maliyet ve kârını” ödeyerek alırlar; maliyete faiz de girdiği için bunu da ödemiş olurlar. İşte bu faizi kazanan kişiler yoksullara dağıttıklarında, onların malını, parasını, hakkını kendilerine iade etmiş olmaktadırlar.

http://www.hayrettinkaraman.net/yazi/hayat/0457.htm

web siteleri