cebinden -ki hırslarını dertop edip koymuştu bir kenara- o meş’um kelimeyi çıkardı. sivriydi. aymazdı. uğursuzdu. acıdan başka bir şey vermiyordu kelime ona.
sevgilinin sırtından akan kanla duvara ismini yazmak gibi az biraz sadist pek fazla mazoşist bir düşünce geçti aklından.
sonra yine o kocaman düğmeli kocaman cepli paltosunun içine soktu kelimeyi.
kadın arkasını döndü ve sordu. sorarken mi döndüğünün , yoksa döndükten sonra mı sorduğunun farkında olmayacak bir hızla dönmüştü. neyse ki adam çoktan koymuştu o meş’um, o aymaz, o sivri, o uğursuz kelîmeyi cebine.
-biraz daha meyvesuyu?
-hâyır.
-solgun görünüyorsun.
-iyiyim.
-hâyır değilsin.
-evet değilim. peki sen niye bu kadar iyisin?
-?!

